19 Nisan 2009 Pazar

Bir Film İzledim....

Hani deriz ya bazen bir film izledim, bir kitap okudum hayatım değişti diye ne kadar doğrudur bu söz. Ben birkaç kez yaşadım bunu hayatım değişti diyemeyeceğim ama bakışımı duruşumu her zaman okuduklarım, izlediklerim etkiledi. Bazen bana daha cesur olmayı öğrettiler, bazen daha çok çalışmayı. Ama hep birşeyler kattılar. Bu yazıyı yazmaya yaklaşık bir hafta önce karar verdim. O zaman yazacaklarımı belliydi ama geçen zaman içinde unuttum sanırım yazarken aklıma gelecekler o yüzden biraz dağınık bir yazı olacak.

Geçen hafta bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Beyaz Melek'i izledim. Çok bizden bir filmdi doğrusu izlediğimi o kadar çok sevindim ki. Evdeydim filmi izlerken annem,kardeşim sürekli etrafta olduğundan ağlamamak için kendimi zor tuttum ama bazen tutamadığım anlarda oldu doğrusu. Peki bu yazmamın asıl amacı neydi? Beni ağlatan birşeyi yazmak mı?

Ben bu yazıyı filmin sonunda çıkan bir yazıdan dolayı yazıyorum.
"Türkiye'de toplam 237 huzurevi bulunmaktadır. 16.188 kişinin yaşadığı huzurevlerinin %80'i büyükşehirlerdedir. Anadolu'da ise barındıracak yaşlı insan bulunamadığından huzurevlerinin %5'i kapatılmışıtır."
Bu yazıyı okuyunca şunu düşündüm doğrusu. "Biz bu insanlara ne yaptık da böyle oldu." Bu düşüncenin aynısına Mutluluk filminin başında olan bir oğlun gözyaşları içinde annesinden ondan utandığı için özür dilediğinde kapılmıştım.

Türkiye de kültür,adetler,göreneklerden uzaklaşma belirgin olarak zaten var. Fakat bu seviyeye gelmiş olması cidden düşündürücü. Bu ülke şimdiye kadar toplumsal bağlarıyla bu hale gelmişken bu toplumsal bağlar çok hızlı bir şekilde yok oluyor. Tabi bunun da en belirgin olarak görüldüğü yerler büyükşehirler. Büyükşehirlerde artık öyle bir insan yapısı var ki size selam veren birini gördüğünüzde artık şaşırıyorsunuz. Komşuluk ilişkilerinden zaten bahsetmiyorum hiç ama ne boyutta olduğunu görmeniz için bir olayı yazacağım.
"Ramazan günü bazı yörelerde adet olarak komşular birbirlerine yemek götürürler. Ev sahibimiz ramazanın ilk günü apartman içerisinde yemek verecek yer bulamamış. İnsanlar bizim yemeğimiz var diyerek yemeği kabul etmemişler. O da bu yemek eve gitmeyecek diyerek esnafa vermiş yemeği."

Beyaz Melek deki o söze geri dönersek eğer. Biraz kendimizi sorguladığımızda bulduklarımız kendimizi bile korkutacak seviyede. Aile kuracağımız zaman kaçımız anne babamızı yanına alacağını düşünüyor. Anne babamızın bakıma ihtiyacı olduğunda ben onları yanıma alırım bakarım yalnız bırakmam diye kaçımız söyleyebiliyoruz. Kaçımız, eşimiz bize "ya o ya ben" dediğinde karşı çıkacağız. Hadi bunlar çok derin sorular peki kaçımız arkadaşlarımızın yanında annemiz aradığında rahatlıkla konuşuyoruz. Rahatlıkla "annecim" diyebiliyoruz. Kaçımız dışarıda anne babamızın giyinişinden utanmadan onlarla rahatlıkla geziyoruz. Kaçımız onların bize yaptığı fedakarlıkların yarısı yapacağımıza inanıyoruz. İnsan bu sorulara cevap aradığında kendisinden cidden utanıyor.

Yaşımız artık bizleri belirli şeyleri düşünmeye itiyor. Hayatın rutininden kurtulduğumuz zamanlarda ileriyi düşündüğümüzde hepimizin bazı hayalleri var doğrusu. Maddi olarak hayaller hep değişse de, hepimiz ileride güzel bir aile hayatı istiyoruz. Çoluk çocuğumuz olsun, torunlarımız olsun beraber oynayalım diye hepimizin içinden geçiyor ileriye baktığımızda. Biraz önce yazdıklarıma baktığımda asıl soru ileriye baktığımızda ortaya çıkıyor. Biz çocuklarımızdan ne bekleyeceğiz, şu an bizim yaptıklarımızı kaldırabilirmiyiz, yaptıklarımızdan ne kadar utanacağız ve yaptıklarımıza baktıktan sonra ne yüzle bir beklenti içinde olacağız. Biraz düşünsek hiç fena olmaz doğrusu.....

8 Nisan 2009 Çarşamba

Bir bilgisayar mühendisi ne zaman tamam der....

22 yaşında bir bilgisayar mühendisliği öğrencisiyim. İlerisi hakkında düşündüğümde yapmam ve bilmem gerekenlere baktığımda içimi bir korku kaplıyor doğrusu. Geçenlerde okumam gereken programlama kitaplarının bir listesini yaptım. O an için listedeki kitap sayısı 20 kadardı. Şimdi ise çok daha fazla ve biliyorum gün geçtikçe artacak artacak artacak.Çünkü sürekli yeni bir teknoloji, yeni bir framework ve yeni versiyonlar ortaya çıkıyor. Hergün internet üzerinde dolaşırken bir çok dökumana göz gezdiriyor ve okuyorum. Her okuduğum dökümanda bilmediğim bir teknoloji,bir tanım veya bir yapı ortaya çıkıyor. Bunlar hakkında da biraz araştırma yaptığımda ise yenileri çıkıyor ve bu bir ağaç şeklinde devam ediyor.

İşte beni korkutan bu ağaç oluyor. Bu ağacın sonu yok belli. Peki nerede durmak gerek. Ne zaman ben bu bana yeter diyebileceğim. Sanırım bunu diyemeyeceğim de peki o zaman ne zamamn ben oldum diyebilirim. Bu sorunun bir cevabı var mı diye merak ediyorum. Ben biliyorum ki okumam gereken kitapları bitirsem kendime güvenim biraz daha artacaktır. Ben daha fazla birşeyler biliyorum diyebileceğim. Ama sürekli yeni kitaplar ekleneceğini düşünürsek sürekli de birşeyler eksik kalacaktır.

Peki daha güzel bir soruyla devam edelim. Bu kadar olumsuz bakıştan sonra bir bilgisayar mühendisinin görevi bütün teknolojileri bilmek midir? Yoksa ihtiyacı olduğunda araştırıp öğrenmesi mi gerekir. Ben açıkçası bu konuda bir bilgisayar mühendisinin mümkün olduğu kadar çok teknoloji üzerinde bilgi sahibi olması gerektiğini düşünüyorum. Tabi ihtiyacı olduğun araştıracaktır. Fakat bir insan boş zamanlarını yeni birşeyler araştırarak da değerlendirmelidir. Yeni birşeyler öğrenmek ille o kodu yazabilmek değildir. Ne işe yaradığını, nerede kullanılması gerektiğini,artı eksilerini bilmek bence bir bilgisayar mühendisi için gereklidir.

Bilgisayar mühendisi olarak bizlerin görevi yapılacak projede kullanılacak yapıları en verimli,en güvenli,en ucuz ve en kolay olarak belirlememizdir. Bilgisayar mühendisi açıkçası kullanılacak yapılar arasında hangisinin daha iyi olduğunu belirleyen kişidir. Yaptığı işte nelerin önemli olduğunu belirleyen buna göre tercihlerini yapandır. Yoksa oturup çalışan kod yazmak değildir bilgisayar mühendisinin işi. Bilgisayar mühendisi kod yazmamalıdır demiyorum ama asıl işi kod yazmak değildir.

Google ın Java Şef Mühendisi Joshua Bloch bir api tasarımı ile ilgili kitabında eğer apinizde nelerin önemli olduğunu belirlemek ve önemli kısımları iyileştirmek için nelerden vazgeçeceğiniz üzerine kafa patlatıyorsanız iyi bir yazılımcı oldunuz demektir diyor.

Ayrıca Sun ın sitesinde öğrencilere ünlü java geliştiricileri tarafından verilen tavsiyeler var okumanızı tavsiye ederim.

7 Nisan 2009 Salı

Bir Apple Reklamı....




Topluma uymayanlar, başkaldıranlar, problem çıkaranlar,

kare deliklerdeki yuvarlak çiviler, nesneleri farklı görenler,
kurallardan çok hoşnut değiller.

Süregelene saygıları yok.

Onların sözünü tekrarlayabilirsiniz,
onlara katılmayabilirsiniz,
onları göklere de çıkartabilirsiniz,
aleyhlerinde de konuşabilirsiniz.

Ama yapamayacağınız tek şek onları umursamamaktır.
Çünkü onlar nesneleri değiştiriyorlar.
İnsan ırkını ileriye sürüyorlar.

Ve her nekadar bazıları onları çılgın olanlar olarak görse de,
biz dâhilik görüyoruz.

Çünkü dünyayı değiştirebileceğine inanacak kadar çılgın olanlar,
dünyayı değiştirenlerdir.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Facebook Göndermeleri

Facebook çok önemli bir site tamam lafım yok buna hergün bende bilmem kaç kere tıklıyorum. Son zamanlarda malum facebook video olayına da el attı ve bence artık facebook daki en büyük kullanım bu videolarda oluyor. Hergün onlarca video gönderiliyor. Youtube un pabucu dama atıldı diyebiliriz neredeyse. Ben sadece bir giriş olsun diye yazdım buraya kadar olan kısmı öyle facebook ne kadar büyük bir icat, hayatımızın herşeyi olayına girmeyeceğim. Benim asıl belirtmeye çalıştığım olay daha farklı, facebook üzerinden yapılan siyaset ve eleştiriler.

Ben insanların siyasi görüşlerine daima saygı duydum. İstediğin her düşünceye inanabilirsin. Fakat facebookta bu işin cidden cılkı çıktı diyebilirim. Genelde Akp ye karşı olanlar özellikle seçimlerden sonra çok fazla şekilde ağır konuşmaya başladılar. Açıkçası insanların bu kadar sinirlenmelerini anlamıyorum. Bazı şeyleri sanırım daha oturtamadık biz. Özellikle bu çoğunluğun seçimi olayını, düzeyli tartışarak fikirlerini yaymayı düşüncelerini açıklamayı. Mesela ben kalkıp Akpli bir adamın yanlış yaptığını ülkeyi kötülüğe sürüklediğini söylemek istesem kalkıp ona koyun, yardıma, kömüre aldanan aptal, fethullahçı gibi sıfatlar kullanmam. Kullanırsam adamı daha çok o partiye bağlarım öncelikle. Mesela ben Galatasaraylıyım sen bana Fenerbahçenin 6 tane attığı videoyu atıp altına 6alatasaray,ezikler. Yazarsan ben fenerli mi olacağım, benim aklım başıma mı gelecek. Var mı böyle bir saçmalık Allah aşkına.

Eğer bir insan bu şekilde yorumlar yapıyorsa sadece kendi egosunu tatmin ediyor demektir ve bunun başka bir açıklaması da yoktur. Bunları sadece senin düşüncendeki adamlar okur ve bunun ikinize de yararı olmaz. Bu yüzden benim sizlere önerim biraz daha insancıl yaklaşmanız olacaktır. Aşağılayarak,rencide ederek, aptal olmakla, üç kuruşa satmakla suçlayarak düşüncelerinizi onaylatamazsınız. Sadece bazılarının ekmeğine yağ sürmüş olursunuz. Kendi safınızı belirtirsiniz, antipati toplarsınız ve sizinle aynı düşünceye sahip bazı insanlarında desteğini alırsınız.

Peki ya doğru yöntem nedir? Benim görüşüme göre böyle bir video gönderecekseniz. Videoya başlığı sadece konuyu belirten birşey yazın ama bu gerçek yüzü falan olması. Mesela diyelim ki Erdoğanın ünlü laik konuşmasını gönderiyorsanız."Erdoğan" yazın ve geçin. Bu şekilde herkesin dinlemesini sağlamış olursunuz. Lütfen iletilerinizde insanları aşağılamaya, küçük düşürmeye çalışmayın. Uğur Dündar ın Akp oy oranlarını açıklarken eğitim düzeyini bas bas vurgulaması gibi olayları vurgulamayın. Bu tür bir vurgulama eğitimli kişiler oy kullansın gibi demokrasi anlayışına ters yaklaşımlar ortaya çıkartır ve eğitim düzeyi düşük insanların antipatisini çeker. İnsanların davranışlarını inada bindirmiş olursunuz. Yorumlarınızı yaparken bu ülkenin değerlerine laf dokundurmayın. Hatta özellikle bu değerlerin ne kadar değiştirilmeye çalışıldığından bahsedin. Ben size bu konuda bir çok magazinsel programda görmeye alıştığınız "Gönül Çil" in Bahçeşehir Üniversitesinde yaptığı konuşmayı öneririm. Bu teyzem eğitimli biri değil ama o kadar güzel ve doğru konuşuyor ki birçok eğitimlinin yapamadığını yapıyor ve herkes bu kadını ayakta alkışlıyor. Bu teyzemin konuşması bence emsal niteliği taşıyor bizlere.

3 Nisan 2009 Cuma

Kaynak Kodlarını Html Kodu Haline Getirme

Kaynak dosyalarını html koduna çeviren bir site kodlarınızın derli toplu olması ve < gibi işaretlerden dolayı bozulmaması için çok kullanışlı.
http://formatmysourcecode.blogspot.com/